Yeni umutlar ve iyi dileklerle başladığımız dönemler artık geride kalmış gibi görünüyor. Son yıllar; salgın, deprem ve savaşların yanı sıra, sektörü doğrudan etkileyen artan yakıt fiyatları, trafik cezaları, otoyol ve köprü geçiş ücretleri, trafik sigortası, kasko ve motorlu taşıt vergilerindeki yükselişleri anlamaya ve bunlara alışmaya çalışmakla geçiyor. Yeni dünya koşullarında bu gelişmeleri, yılın ilk aylarında rutinleşen yenilikler olarak “beterin beteri var” diyerek kabulleniyoruz. Bu yenilikler!? taşıma, lojistik, ticari taşıt üretimi, dağıtım, satış ve satış sonrası hizmetlerle birlikte, hayatını yollara adamış sürücüleri ve yatırımını lojistiğe adamış şirketleri doğrudan etkiliyor.
Yük ve yolcu taşımacılığı yapan, uzun ya da kısa yolda çalışan sürücülerin; kendi aracının sahibi olanların ve taşıma işletmelerinin önemini bilmiyor, yaşadığı zorlukları ve yoldaki hayatı çoğu zaman bilmiyor, hatta görmek istemiyoruz.
Oysa gerçek çok açık: Üretim ve tüketimin çeşitlenmesi, şehirlerin büyümesi, nüfus ve ticaret hacmindeki artış; taşıma ve lojistik hizmetlerine olan ihtiyacı her geçen gün artırıyor. Limanlar, demiryolları ve havaalanları tek başına taşımayı tamamlamıyor. Son noktaya ulaşım hâlâ karayolu araçları ve sürücüler tarafından sağlanıyor. Bu durum, karayolu taşımacılığına ve sürücülere duyulan ihtiyacın arttığını açıkça gösteriyor.
Özellikle uluslararası ve uzun yol taşımacılığında, gerekli belge, mesleki yeterlilik ve tecrübeye sahip sürücü bulmak giderek zorlaşıyor. Çünkü nitelikli bir sürücünün yetişmesi; eğitim, zaman ve ciddi maliyet gerektiriyor. Meslekte kalıcılık için ise birkaç yıllık deneyim şart.
Daha önce gelişmiş ülkelerde görülen sürücü sıkıntısı; filoların büyümesi, Türk plakalı araçların uluslararası ve yurt içinde daha uzun süre yolda kalması, takograf ve çalışma sürelerinin daha sıkı denetlenmesi, vize gibi nedenlerle Türkiye’de de belirgin hâle geliyor. Yetişmiş sürücülere yurt dışında sunulan istihdam imkânları sorunu daha da derinleştiriyor.
Yaş sınırının artırılması ve kadın istihdamının teşviki gibi çözümler gündeme geliyor. Ancak bunların tek başına yeterli olması zor.
Karayolu taşımacılığında sürdürülebilirlik için; yol, araç, geçiş ücretleri, yakıt maliyetlerinin azaltılması ve sürücülüğün meslek olarak devamlılığını kapsayan bütüncül bir yaklaşım gerekiyor. Sürücülerin mola ve dinlenme alanları, güvenli park yerleri, araç bakım noktaları ve sürücü değişim merkezleri modern bir anlayışla yeniden planlanmalı.
Bugün ise otoyol ve köprü ücretleri, sigorta giderleri, yakıt fiyatları ve vergiler; karayolu taşımacılığını sürdürülemez hâle getiriyor. Sürücülerin temel ihtiyaçlarını karşılayabilecekleri güvenli ve insani yaşam alanları hâlâ yetersiz.
Ticari taşıt sürücülüğü yalnızca mesleki bilgiye indirgenemez. Takograf, çeşitli belgeler ya da yüksek cezalar, tek başına trafik güvenliğini sağlamaya yetmez.
Aynı şekilde yapılan yatırımlar, büyüyen filolar ile artan rekabet gücü de tek başına sürdürülebilirliği garanti etmez.
Çünkü bu sistemin merkezinde yakıt kadar önemli bir insan var. Onun adı sürücü.
M. Vahit MAHMATLI
vahit@mayadergi.com




























